So you think you can tell... heaven from hell...

30 Mayıs 2006

Müslüm Gürses & Murathan Mungan efsane olmuş

Ah felek söyle bana ne yapmam gerek
Hayat berbat gel bu eli saymayalım
Ah felek söyle bana ölmek mi gerek
Hayat berbat biz yeniden başlayalım
Doğan pişman doğduğundan pes ettim bundan
Çekil hayatımdan
Git başımdan hayır öyle bela istemem
Doğan pişman doğduğundan ben bıktım bundan
Düş artık sırtımdan
Git başımdan felek böyle oyun olmaz olsun
Ah felek söyle bana ne yapmam gerek
Hayat berbat gel bu eli saymayalım
Ah felek söyle bana ölmek mi gerek
Hayat berbat al sırtımdan kamburunu
Biz yeniden başlayalım

26 Mayıs 2006

İyi ki doğdunuz, iyi ki varsınız


Hep böyle gülün, neşeli, mutlu, sağlıklı olun. Yaşam sizin önünüze iyilikleri, güzellikleri, dürüst insanları çıkarsın. Tam 2 yaşındasınız. Nasıl da geçmiş iki yıl? İnanılmaz güzelsiniz, nazar değmesin. En çok İlkeyle ben size güzel dedikçe başınıza işler geldi. Nazara inanmazdım, inanır oldum sayenizde :) Bir sürü hediyeniz var, umarım beğenirsiniz ama kavga etmeyin paylaşırken. Paylaşmayı nasıl öğreteceğiz size? Bazen tatlı tatlı oynuyorsunuz, bazen iki küçün oyuncak için saç saça giriveriyorsunuz. Her zaman bir "arabulucu"ya ihtiyacınız oluyor ama sonunda.. Ada senin adın Karya prensesi, Anadolu ismi. Defne senin adın da su perisi, Anadolu ismi. Anneniz koydu, ben de tereddütsüz evet dedim. Bu toprakları, ülkenizi, insanlarınızı sevin, benim kadar kızgın biri olmayın, onların bir sürü hatası olabilir ama nihayetinde hepsi temiz, güzel insanlardır. Sadece lider, önder ihtiyaçları var nereye çekersen oraya giderler. Bu topraklar çok büyük insanlar çıkarmış, siz de çalışın, öğrenin, paylaşın, birşeyler yapın, iz bırakın. Benim en büyük izim sizsiniz, belki ileride beraber daha büyük izler bırakırız, ne dersiniz? İkinizi de çok seviyorum ...

Pasif ve edilgen duruşumuz daha ne kadar sürecek?

Burada birkaç kez değindim aslında ama son günlerde üstüme kabus gibi çöken, beni sürekli rahatsız eden birşey var. Çağının kendi grubuna yazdığı bir yazıdan sonra da iyice ayyuka çıktı. Sanki içimde bir motor çalışıyor ve ben onu durduramıyorum: Hiçbir şey yapmıyorum, yapmıyoruz. Sadece kendimizi, belki ailemizi düşünerek kendi çevremizde dön baba dönelim. Bunun çeşitli gerekçeleri var elbette. 3 darbeden sonra KORKAN, hapislerde SÜRÜNEN, kitapları YAKILAN ebeveynlerimiz bizi de KORKAK ettiler. Biz de müsaitmişiz, olduk. Aman kızım onlara bulaşma, ama oğlum sen kendi işine, derslerine bak. Hep kendini kurtar, iyi okullarda oku, iyi iş bul, yurtdışına git, büyük ve çook paralı işlerde çalış. Bize bu fikir hem devlet, okul, öğretmen, televizyon, medya v.b. hem de bizzat kendi ailelerimiz tarafından KAKALANDI. Aptal aptal bu oyuna gelmeye hazır, zaten serserice yaşamaktan keyifli, kendini "kurtaracak" kadar aklı yerinde bizler de tıpış tıpış edilgen, pasif, zavallı bireyler olduk. Babam öldüğünde herkes dedi ki "iyi adamdı", "iyi avukattı". Tamam da bu ülkeye, bu insanlara, kendine mikro ya da makro düzeyde ne katkısı oldu? Denebilir ki seni yetiştirmiş daha ne? Aynı şey benim için de geçerli o zaman: benim iki tane kızım var, onları yetiştireyim, sonra tembel teneke yan gelip yatayım. Beni yetiştirdi annem babam ama ben birşey yapmazsam neye yarar? Onu da yetiştirmişler, o birşey yapmadıysa neye yarar? Bu dünya güzeli ve iyisi babam için geçerliyse ülkenin büyük çoğunluğu için de geçerlidir. Benim için geçerliyse bizim jenerasyonun da büyük çoğunluğu için geçerlidir. Bugün ölsem arkamdan ne derler? Aynı babam için söylediklerini. Rahat mıyım o zaman? Rahat mısınız o zaman? Bugün benim konuşup düşündüklerimi yarın benim kızlarım da benim için konuşsunlar, düşünsünler istemiyorum. Bize bok gibi bir dünya bıraktınız ve bunun için hiçbir çaba göstermediniz lafını kaldıramam, kaldıramayacağım. En azından denemek istiyorum, birşeyler yapmak istiyorum ama ne?
Kapitalist sistemin en büyük buluşu AŞ'deki mantığı emek ve düşün birikimi için kullanmak istiyorum. Greepeace tarzı bir örgütten bahsediyorum. Amaçları farklı, kolları, komiteleri değişik düzey ve şekillerde işleyebilir. İzmir körfezinin yeniden kokmaya başlamasına sesiz kalıyoruz. Milyonlarca ev kadınınız TEMBEL TEMBEL PİNEKLEMESİNE, ekonomik ya da kültürel hiçbir şey üretmemesine sessiz kalıyoruz. Öyle "çocukların eğitimine destek" gibi ulvi amaçlarım yok. Bu işi zaten gayet iyi yapanlar ve destekçileri var. "Maddi imkansızlıkları giderici" projelerde de gözüm yok. Bir köye kitap hediye etmek önemli bir iştir. Ama onu okumak, anlamayı, tartışmayı, yaşamda kullanmayı öğretmek bambaşka ve çok daha zor bir iştir. Yapabilir miyim, yapabilir miyiz, bilmiyorum, ama biryerden başlamak lazım.

24 Mayıs 2006

Nasıl anlatsam, nerden başlasam?



4 kişiydik o zaman. Ailecek doğru düzgün yaptığımız il tatildi diyebilirim. Hava çok güzeldi, deniz çok güzeldi, Bodrum inanılmaz güzeldi. Çok eğlendi çocuklar. Denize girdiler, kumlarla oynadılar, geç saatlere kadar evde, Bodrum ve Turgutreis sokaklarında süründüler. Biz biraz yorulduk ama iş ve yaşam stresi dışında yorulduğumuz için beynen kısa ama mükemmel bir tatil yaptık. Karaincir koyunun sığlık bölgeleri çocuklar için çok uygun. Eskiden sığlıkları hiç sevmezdim, git git bitmez derdim, şimdi çok seviyorum. Yaşam böyle birşeymiş işte. Kumda çukurlar açtık içlerine girdiler, çok hoşlarına gitti. Denize taş atıp durdular, zaten tüm kış da deniz/göl/ su birikintisi gördükleri anda taş atmak istiyorlar ve atıyorlardı. Bodruma bayıldılar, cıvıl cıvıl hareketli, insan dolu, sokaklar rengarenk, gözleri döndü. Bodrumda sebzeli dönere yumuldular, Turgutreis RadioBar'dan çıkmak bilmediler (özellikle Ada biz giderken hala geri dönüp dans etmek istiyordu), dondurmaları döke saça yediler, geri dönüş yolunda acaip ağladılar. Bizim için de çok çok iyi oldu. Kendimize geldik. Bu gazla Haziranın sonunu ederiz artık, sonra yine gitmek lazım.

Da Vinci'nin Şifresi bence gayet başarılı


Ben çok şey beklemediğim için haliyle beklediğimden fazlasını buldum. Son tahlilde çok satan bir kitabın uyarlamasıydı ve hiçbir şekilde kitaptan fazlasını vermesi beklenemezdi. Kısıtlı bir zamanda çekilmiş, kısıtlı bir zamanda (149dk.) oynatılması gereken bir filmi bence yönetmen gayet temiz, iyi kotarmış. Tom Hanks asla olmaz bu role diye düşünmüştün. Dan Brown kendi gibi birini tasvir etmişti Langdon olarak. Ama Tom Hanks'i de başarılı buldum. Ian abimiz kitapta betimlenen adamdan çok farklı bir tipi olmasına rağmen süper. Eski/yeni karışımı görsel atraksiyonlar da çok hoşuma gitti. Bir tek Audrey ablamızın sanırım ilk Holywood filmi olduğu için biraz kasılmış, tip süper ama oyunculuğu biraz yapay durmuş. Dan Brown Jean Reno'yu düşünerek yazdığı için Fache karakterini cuk oturmuş. Son sahnesine kadar gerilimi tutmuş yönetmen, bence güzel, gidin. Kitabı okuyalı çok olmuştu hatırlamak açısından da iyi oldu ama yeni okuduysanız bayabilir. Bundan sonra Melekler ve Şeytanları bekliyoruz. Asıl o kitap çok daha iyi ve etkileyici bir film olur. Üstelik bol bol Roma mekanları görürüz içimiz açılır.

18 Mayıs 2006

Bodrum'a gidiyoruz: Biraz deniz, biraz uyku


Bugün Bodrum'a gidiyoruz. Fotoğrafta önceki büyük koy Akyarlar, arkadaki daha küçük gibi görünen ise Karaincir. Aha da tam oraya gidiyoruz. Yazlık evde TAM PANSİYON! Azıcık da olsa hava almayı, biraz uzaklaşmayı, farklı yerlerde farklı şeyler yapmayı çok özlemiştik. Çocuklar için de güzel olacak. Denize girer miyiz bilmiyorum ama 3 gün kızlara sarılıp güzelce bir uyku çekeriz herhalde. Hoş Ada yanındakini güzelinden tepiyor ama olsun. Balık, rakı, Kos manzarası, biraz rüzgar, Turgutreis'e, Bodrum'a, Gümüşlük'e uzanır, gezinir, takılırız. 21 Mayıs pazar akşamı dönmüş olacağız...

16 Mayıs 2006

Fener neden şampiyon olamadı?

Önce GS'yi tebrik ederim. Demek ki bizden daha çok istemişler. Ama neden şampiyon olamadık? Görüşlerimi buraya bir yazayım, yorumu olan benimle paylaşsın:
1. Kibir: Herkes kendisini dev aynasında gördü. Stad güzel, taraftar büyük, oyuncular milyonluk herşey iyiydi. Bizden iyisi yoktu. İki kupa da bizimdi. Ne oldu? Skandal oldu, ne olacak. Eller bomboş.
2. Kutsal ittifak: 17 takımın hepsi birden Fener'e düşman. Neden? 1. Kulüpler Birliğinde FB aleyhine video gösterince Ö.Canaydın A.Yıldırım tepki verdi, veriyor. Bence çok haklı ben olsam daha da ağırını yapardım. 2. FB TV gelirlerinden daha fazla para istiyor. Diğerleri de daha az alacak demek bu. O da normal. Ben de FB başkanı olsam aynısını yapardım. 3. GS/ BJK dostluğu. Hiçbir sene olmadıkları kadar can ciğer kuzu sarması oluverdiler. Fener neymiş yani böyle? Ayıp.
3. Ulusoy: Gerek hakemler gerekse diğer organlarını FB aleyhine kullandı. GS FB kupa maçında bizimkilerin üstüne yağmur gibi petler yağdı, ne oldu? Hiçbirşey! Bunlar unutulmasın. Polis bize Manisa'da saldırınca korunmak ve tepki için yapılanların cezasını çektik biz. Ayıp.
Fenerbahçe bu ligin lokomotifidir. Diyarbakırdan 3 yiyen Manisa nasıl Fenere 5 attı? Hem de hasta Fenerli hocasıyla? Fener diğer takımların, bu ligin futbol kalitesini yükseltiyor. Herkesin daha iyi futbol oynamasını sağlıyor. Ki Fenerli hiçkimsenin Manisa maçından önce Manisa aleyhinde en ufak bir açıklaması olmadı. Denizli hayatının futbolunu oynadı. Helal olsun, can havli tabi. Fener de oynasaydı, kazansaydı.
Daum'a haksızlık edildiğini, onun Feneri iki kez şampiyon yaptığını, üçüncüsünün de eşiğinden döndürdüğünü, kızılmaması gerektiğini söyleyenler var. Dauma ilk yıl BJK ikinci yıl GS şampiyonluğu hediye etti. Aynı bu yıl bizim GS'ye hediye ettiğimiz gibi. Daum kötü bir futbol adamı, bu takımı oynatamadı. Kesin gitmeli. Kesin. Yenilgilerden sonra suçu hep futbolcularda buldu. Hep yeni oyuncu transferi istedi. Yabancılar yetmedi A.Yıldırım'ı "çok yabancı" diyaloğuna sürükledi. Dikkat edin çok kötü oynadığımız maçlardan sonra basın toplantısı yapmamıştır bu. Kaçar. Aptal gibi oynatmıştır takımı, söyleyecek sözü yoktur da ondan. A.Yıldırım Denizli maçından sonra otobüste topçuları haşlamış diyorlar, görmedim. İyi yapmış da bir takım taktiksiz (ya da hep aynı taktikli) ve hocasız buraya kadar başkan. Sen o sarışın Almanı önce haşla güzelce, sonra da poposuna tekmeyi vuruver bakalım, değilse senin de koltuğun sallanacak. Ali Şen leş kargası da ötmeye başladı. FB Cumhuriyetinin Demireli olur kendileri!

13 Mayıs 2006

Anneler günü bu sefer pek "boş" değil


Bizi kastediyorum elbette. İnsanın kendi çocuğu olmadan, kendisine verilen emeğin değerini kavraması çok kolay değilmiş. İlke kendi fotoğrafını "telif"li verdiği için korsan bir açıkgünlük olarak yukarıdaki fotoğrafı kullanmayı tercih ettim. Ben çocukken anne babama çok minnetkar değildim. "Ben mi verdim beni doğurma kararını, siz vermişsiniz bakacaksınız, çekeceksiniz elbette" derdim. Aslında bir bakıma haksız sayılmazdım ama bu kadarı da biraz "vefasızlık" sayılır. Doğana kadar çok zor değil aslında. Hamilelikte sen nereye çocuk içerde, oraya. Ama sonrası, hele bizimki gibi "duble" olunca ışığımız ilk aylar sönmüyordu. 24 saat hareketlilik vardı evde. İnsan yavrusunun muhtaçlığının başka herhangi bir memelide olduğunu düşünmüyorum. Bakmazasan ölür bebek. Ama diğerleri direk yürümeye, en azından kendi kendine beslenmeye başlayabiliyor. Bebeğinse emmeyi bile öğrenmesi gerekiyor. Doğar doğmaz "aman da bebeğime aşık oldum" hikayeleri de yalan. Sevgi emek, zaman işiymiş. Zamanla seviyor insan, karşılığını buldukça da çoğalıyor. Baba çocuğunu ne kadar sevse ilgi gösterse de annenin yeri hep ayrı. Ön sırada normal olarak. Mahkeme bile mecbur olmadıkça boşanan çiftlerde çocuğu anneye veriyor. Çocukla anne arasında hep özel bir bağ var. O yüzden bence. Bunları bilemezdim. Ama öğrendim. Anneleri daha iyi anlıyor, minnet duyuyorum, hepsinin önünde saygıyla eğiliyorum. Anneler gününüz kutlu olsun. Daha bu duyguyu tatmayan/ tadamayanlar: Çok gecikmeyin.

11 Mayıs 2006

İyi değilim, bunaldım ama neden?


Ben de bilmiyorum. İşin stresi olabilir, yaşamımın tekdüzeliği olabilir. Başka bir sürü şey olabilir. Ama şunu biliyorum: Kendimi berbat hissediyorum. Hayatımda birşeyler eksik, mutlu değilim. Şunu düşünenler olabilir: İki tane kızın, iyi bir evliliğin, iyi bir işin v.sv.s. Bu değil arkadaşlar, konu bu değil. Bu da zaten insanın iyi, mutlu, huzurlu olması için yeterli değil. Aklımda sadece sorular var: Bu hayata katma değer veren ne yapıyorum, ne yapmak istiyorum, ne yapmalıyım, evlilik aşka gerçekten zarar veriyor mu, "garantili" gibi görünen bir ilişkide heyecan, aşk zamanla azalıyor mu, ailesiyle ilişkileri, hayata dair ortak paylaşımları sıfıra yakın olan bir tek ben miyim, insanların aptallıklarına tahammül etmek neden artık zorlaştı, kızları yetiştirmek için doğru hamleler nelerdir, ne zaman iyi bir ev alabileceğiz, bakıcıları öldürsem kaç yıl yerim, arkadaşlarımız 27 mayıstaki kızların doğum gününe /öncesi/ ertesine gelecekler mi, bu yaz adam gibi izin yapabilecek miyim. Daha da uzar. Bu listeden bile sıkıldım. Çok kolay sıkılıyorum. İyi bir psikiyatrist önerisi olan?

08 Mayıs 2006

Beşiktaş'ın adı temize çıktı mı?

Mücadeleye eyvallah. Ama puan, para etmiyor. Aslolan skor. Mücadele etmek golü yapmadıktan ya da yemedikten sonra, skor Türkiyesinde anlamsız kalıyor. Peki biz de skora göre konuşalım: FB GS'yi 4-0 yendi, BJK FB'yi yendi kupayı aldı, BJK 10 tane gol kaçırarak GS de 2 pozisyon bularak oynadığı maçta GS'ye yenildi. Maçın bir bölümünü radyodan dinledim, maçtan önce bu iş bağlanmış diye düşündüğüm için utandım. Ama TV'de seyredince işin rengi bana göre belli oldu arkadaşlar, kimse alınmasın, darılmasın. Takım olarak bağlanmış bir durum yok, onuruyla mücadele eden başta Tümer (üstelik GS'ye gidecek dedikoduları varken) bir sürü kartal var sahada. Ama Cordoba: O penaltıyı yaptırmak için bilerek ayağını takmaya çabalamasına ne demeli? Hele korner direklerinin oralara kadar riskli çıkışlarına? Maç berabereyken BJK'nin 5 net gol pozisyonu var, hiçbiri kaleyi bile bulmadı. Şüphelerim var, olması da normaldir bence çünkü FB karşıtı kampanyanın baş aktörleri Y.Demirören ve A.Polat. Yiğit kardeşim diyor ki "üçübiyerdeler"in hepsi aynı bokun soyu. Al birini vur ötekine. Katılmıyorum: Bugün Türkiye 1.liginin 18 takımının 17'si FB düşmanıdır. Federasyonu onlar seçmiş onlar yönlendirmektedir. (Dipnot: Özerklik bize aynı demokrasi gibi birkaç gömlek fazla bence) Fenerin yaptığı işlerin altında pislik olsaydı Federasyon aleyhine zehir zemberek açıklamalar yapmaz, kamuoyu baskısına sığınmaz (acizlik mi? belki..), işi içerden bitiriverirdi. Ama olmadı. Yapmadı mı yapamadı mı? Bilmiyorum. Ama olmadı. FB'yi Kulüpler Birliğinden ihraç etmek için tavsiye kararı almışlar. Neden? Toplantılara katılmıyormuş. Toplantılara ilk katılmayan takım Fener mi? Kaldı ki o toplantıların birinde Ö.Canaydın GS'nin hakem hatalarıyla kaybettiği, Fenerin kazandığınını düşündüğü görüntüleri basın toplantısıyla medyaya göstermedi mi? Ben olsam birliğin feshi, lağvı için dava açardım. Toplantılara katılmamak çok pasif bir direniş olmuş. Sonuç olarak Beşiktaş'ın adı temize çıktı mı? Bilmiyorum. Beşiktaşlılar kendi vicdanları içinde karar versinler. Rahatsız değillerse kendi bilecekleri iş. Biz işimize bakıp Denizliyi de yenip şu işi bitirelim de başta ben, herkes rahatlasın.

06 Mayıs 2006

İzmir hikayeleri - Spil


Kara hasret İzmirlilerin kartopu oynamak, kardan adam yapmak, üşümek/ donmak isteğiyle koştuğu güzeller güzeli, ulu bir dağ. Spil. Aslında İzmir hikayesi değil pek, Manisa hikayesi daha çok. Yemyeşillikler içinde bir tarafı (kuzey) verimli Manisa/ Gediz ovasına , diğer tarafı Kemalpaşa/ Nif dağlarına, güneybatı kanadı İzmir yoluna bakar(foto). Yolda Ağlayan Kaya/ Niobe'ye uğramazlık etmeyin. Manisa'da mesir macunu alıp, yiyip, dişlerinizin arasına hatta damağınıza yapışmasına izin verin biraz. Yanınıza mevsim ne olursa olsun tahmin ettiğinizden daha fazla ve kalın giyecekler, çoraplar, ayakkabılar alın. Yolda, tırmanırken yılkı atları göreceksiniz, şaşırmayın. Tepeye varmadan bir sürü güzel alan göreceksiniz, manzaralı, kır, durun soluklanın keyfine varın. Mangal+ alkolsüz gitmeyin zaten. Özel idareye bağlı bungalowu andıran dağ evlerinde geceleme imkanı var isterseniz ama rezervasyon sanırım şart. Kamp seçenekleri zaten sınırsız. Yamaç paraşütü meselesi çok gelişmiş son dönemde. Ben atlamam ama Ada büyüyünce zorlar diyorum bu işleri. Manisa tarafından çıkın, Kemalpaşa tarafından inin. Heryeri keşfedin. Oksijenle dolsun heryeriniz. Akşam da güzel bir uyku çekin üstüne, yattığınız yeri beğenin :)

04 Mayıs 2006

Tebrikler Beşiktaş

BUGÜN BU SATIRLAR ANTU.COM'un EDİTÖRÜNE AİT
… Kaybettiğimiz maçlar sonrasında ben de çok ağladım. Ama benim ağlamamın sebebi başkaydı. O zamanlar Fenerbahçe iyi futbol oynamıyordu, maçı kazanma umudumuz olmadan çıktığımız maçlar vardı, stadımız çok kötüydü ve bir paralı başkan çıkar Fenerbahçe’yi toparlar mı? diye birbirimize sorardık…O günler geride kaldı…
Maçlar kaybedilebilir. İstemeseniz de kaybedebilirsiniz…Bence spor kulüplerinin asıl kaybetmemeleri gereken duruşlarıdır.Ezeli rakiplerimiz yaptıkları ittifaklarla bu sene bizim gözümüzde tüm saygınlıklarını kaybettiler. Açıkçası saygınlıklarını kaybetmelerini geçtik. İşi komediye döktüler…
Yavuz Sultan Selim’e bir mücevher sandığı hediye gelir. Sandığı açan Selim, sandığın yarısına kadar mücevher, yarısına kadar dışkı olduğunu görür. Herkes aynısını hatta daha beterini yapalım derken, Yavuz herkesi susturur, bir sandık da o hazırlar, elçi ile karşı tarafa yollar.Sandığı açan diğer taraf, sandığı açınca şaşırır. Sandık mücevher ve lokum doludur. Bir de mektup çıkar sandıktan..Şöyle yazmaktadır… “Herkes yediğini ikram eder”
Bize sadece kin beslemeleri, her haklı galibiyetinize gölge düşürmeleri bu yüzden. İlkokulda okuduğumuz kümeler gibi, birleşip, kesişip şekil değiştiriyorlar ama büyümüyorlar.
Bizim yüreğimizde ise sadece sevgi var…Bu yüzden biz tebrik ederiz Beşiktaş’ı…Çünkü sevgi büyütür, kin yok eder…İşte biz o yüzden en büyüyüz, İşte biz o yüzden büyümeğe devam ediyoruz…
İki hafta sonra şampiyon olduğumuzda, kimse bizi tebrik etmeyecek…Bunu da biliyoruz… Çünkü herkes hissettiğini ikram eder….
Beterin beteri vardır merak etmeyin… Bu maçı kaybetmemiz iyi bile oldu… Allah muhafaza ya Beşiktaş’ın attığı ilk iki goldeki faulleri biz yapıp golleri biz atsaydık…Ne olurdu halimiz? Ben söyleyeyim ne olacağını Beşiktaş’tan dört futbolcu hakeme saldırır, üçü atılır. Haklı galibiyetinizin içine edilirdi… Sevinemezdiniz bile… O yüzden tüm bunları boş verin…
Biz sadece sevmeye, büyümeye ve çubuklu kalmaya devam edelim…
Çubuklu Kalın

03 Mayıs 2006

FB - BJK maçı öncesi sefillik

Birazdan ofisten çıkıp İlke ve bir iki arkadaş maça gideceğiz. Ne rezilliktir ki Fener tarafında izleyeceğimiz için maçı İlke formasını atkısını giyemeyecek. Bu yüzden, bu işte sorumluluğu olan herkes utanmalıdır. Devlet, kulüp yöneticileri, manyak taraftarlar. Ayıptır ya. Ben de bundan 8-9 sene önce İlkeyle Ankara'da BJK - FB Atatürk kupası finali izlemiştim BJK tarafında, yendik, kupayı aldık sesim çıkamamıştı. Bu kadar zaman geçmiş bir arpa boyu yol gidememişiz. Yazıklar olsun böyle ülkeye, millete, devlete. Geri kalmış, eğitimsiz, sefil halimize bak sen.

01 Mayıs 2006

1 Mayıs: İşçinin, emekçinin bayramı

Tüm gelişmiş ülkelerde kutlanırken, işçiler/ emekçiler tatilken, meydanlardayken bizde "dayak" bayramı. Bir sürü sebebi var: Sendikaların varlığı/ yokluğu/ hainliği, proleterliğin sadece kolgücü olarak algılanması/ pompalanması, ABD 'nin bu ülkeyi yıllardır istediği gibi yönetmesi, yasaları ona göre çıkarması, v.s.v.s. Uzadıkça uzar. Ama burada bence en önemli olan "beyaz yakalı" grubun sesini çıkarması. Sosyal haklar söylemleri sadece "kızgın maden işçisi" modeli üzrinden yapılmamalı. Tüm eylemler, hareketler "diğerleri"ni de kapsamalı. Hatta en öne koymalı. Devlet içinde örtgütlülük (Kamu-Sen, DİSK, v.b.) çok fazla olduğu için özel sektör çalışanlarının durumunun sefaleti görünmüyor. İşsizlik o kadar çok ki haftada 70-80 saat çalışıp sadece asgari ücret alan ve hakkını aramayan/ arayamayan bir sürü insan var. İşverenler de bunun üstünden kazanıyor zaten: "Senin yerine bu işi yapacak milyonlar dışarıda. Sigortan da yapılıyor, daha ne istiyorsun?" Aslında bir nebze de haklı sayılır. Sigortasız çalışan milyonlar da kendi haklarını arayamıyorlar, onlar adına (bir miktar) araması gereken devlet zaten hiç piyasada yok. Daha yapılacak çok iş var bu ülkede ama bizzat kendi ebeveynlerimiz tarafından pasifize edilmiş "bizim jenerasyon" hayatta bu işi yapamaz. Bunları yazmaktan öte birşey yapmayan ben de dahil.