So you think you can tell... heaven from hell...

28 Şubat 2006

Metabolik sendrom

Doktora göre benim problemim buymuş. Yani genlerin berbat, muhtemelen baban ve deden gibi genç öleceksin demiyor da böyle diyor. Bir de bizden önceki jenerasyonlara göre maruz kaldığımız kanserojen maddeler, radyasyon v.s. de cabası. Uzun süredir çok da düşük olmayan kolesterolum nihayet efendi seviyelerde çıktı ama iyi kolesterol düşük trigliserid yüksek. Tamamen genetik. Yine de biraz kilo vermem lazım. Onun haricinde tüm testlerim normal. Burnumla ilgili bir tedavi de görüyorum bir yandan. 31.5 yaşında yavaştan dökülmeye başladık. Dün akşam "Road to Perdition"ı izledik. Çocukluğum aklıma geldi, bir sürü anı beynimde uçuştu. Nasıl oradan buraya geldim, benim de çocuklarım oldu. Oldular bir de 2 yaşına yaklaştılar. Yıllar sonra "nasıl buraya geldim" derim yine kesin. Çocukluğumu özledim, dertsiz tasasız, kolay mutlu olan, anne baba yanında. Okul bile güzel gelirdi. Orta yaş bunalımı bu mu acaba? Öyleyse çıkamadım bir türlü.

27 Şubat 2006

Önce çiftlik, sonra sirk

Hayatımızı kızlara göre kurguluyoruz uzun süredir. Artık bir parça daha büyüdükleri ve sosyal gereksinimleri gelişmeye başladığı için bu mesele de özellikle pazar günlerini tamamen doldurmaya başladı. Kalktık sabah başladılar: dede, mooo, mama, gaga, meee, hovhov, miyav (yani dedenin ineğe yemek verdiği, ortalıkta kedilerin, köpeklerin, tavukların, bir kenarda koyunların olduğu yere gidelim) Gittik (Seferihisar'ın dağ köyü, Gödence tarafı) , süper kalabalık, ipini koparan izinsiz, habersiz misafir etmiş kendini, yarım saatte kaçtık. Bornova'ya yarı kasabalı Roma Sirki (evet, İtalyanlar) gelmiş, oraya zıpladık bu sefer. Kızlar süper eğlendi. Kaplanların efendi gibi oturmalarına, ateşli oyunlara çok şaşırdılar. Akşam anlatıyorlardı: Ghkhawww, otur, naynay, abi-abla (Kaplanlar oturuyordu, müzik çalıyordu, abi- ablalar dans ediyorlardı)

24 Şubat 2006

Messi Ronaldinho'yu gölgede bıraktı


Onun için yeni Maradona deniyor. Zaten Diego da öyle diyor. Valla ben de katılıyorum. Son Chelsea- Barcelona maçında tek kelimeyle döktürdü. Klaslıktan biraz Maradona, hızdan-çelimsizlikten biraz Rıdvan, golcülükten de biraz Gerd Müller havası var ama solak. Biraz rol yaptı ve adamı attırdı, doğru ama daha sadece 18 yaşında. Dürüstlüğü de öğrenir. Hamisi de eliyle gol atmıştı. İnanılmaz bir maçtı. Oyun durmadı. Topun hakimiyetini alan takım gol atmak istiyordu. Yok bu devreyi böyle bitireyim, ikinci maça avantajlı çıkayım bilmemne gibi hesaplar yoktu. O futbolsa burada oynanan başka bir oyun. Zaten biz de bizimkilere "futbolcu" demiyoruz, "topçu" diyoruz değil mi?

23 Şubat 2006

Komedi dans ikilisi


Ben de aralarına katılınca üçlü, İlkeyle dörtlü hep beraber komedi dans. İstedikler tek şey oyun, sınırsız ve kesintisiz ilgi. Konuşma çabaları iyice arttı, kelime sayıları da öyle. Biz hastalığı atlattık gibi kızlara bulaştırmadan. Bakalım. İkiz oldukları için çok başımız ağrıdı, daha da ağrıyacak biliyorum ama onları birlikte oynarken, eğlenirken görünce "iyi ki ikiz olmuşlar" diyoruz. Hele bir el ele tutuşup havalı yürümeleri var. Felaket. Geçen gün doğum videosunu seyrettirdik, birşey anlamadılar ama Ada bebeklerin göbek kordonlarına pensler falan takılı, hemşireler haşır kuşur bunları silerken görünce çok üzüldü. Bebe, bebe, bebe deyip durdu. Tuvalet eğitimine başladık. Defne her oturttuğumuzda mutlaka yapıyor ama Ada pek hazır değil, hemen sıkılıveriyor. Zorlamıyoruz. Yazın daha etkin bir sürece gireceğiz bu konuda.

21 Şubat 2006

Isparta'ya gittik, grip olduk

Ama yıkılmadık ayaktayız. Önce cuma gecesi İlke 39'lu ateşleri gördü, sonra ben. Cumartesi-pazar beraberce evde süründük. Bakıcıları izne göndermedik, İlke'nin annesi geldi kızlara bulaşmasını şimdilik engelledik. Hala ateş, burun akıntısı, öksürük ben tam toparlanamadım. Isparta'da ilk franchise dersane açıldı. Onun için tam kadro gitmiştik. 15 derecelerden birden karlı, tipili -2'lere gidince olanlar oldu. İlke başka bir vatandaştan kaptığını düşünüyor. Bulaşıcı yani bize yanaşmayın bu aralar.

16 Şubat 2006

İzmir hikayeleri - Alaçatı

7-8 yıl öncesine kadar şirin, küçük bir köydü. Önce sörfçüler keşfetti, sonra Seaside, Laila vb. beachclublar koylara çöreklendi, daha sonra da Alaçatı'nın içi, çarşısı birden Bodrumvari bir havaya büründü. Seaside eski Piyade koyunda. Belki bu blogu okuyanlardan bazıları oraya benimle kuş uçmaz kervan geçmez, toprak yollu bir yerken gelmiş olabilir. Yağlanıp, club müziği dinleyip, ayıbalığı gibi şezlongda uyuyan kitleye rağmen hala çok güzel. Süzer otelin olduğu kumsal da deniz için iyi bir seçenek. Çarşıda gezerken meydanda, köşedeki cafede limonata içmeyi unutmayın. Çarışının her yeri taş işlemeli takıcılarla dolu, ilgilenenlere. Ama akşam yemeğini mutlaka, kesinlikle, tereddütsüz Club Baba'da yiyin. Yemekler, servis, mekan şahane. Kışın da açık ve taş ev/ şömine olayı harika.

14 Şubat 2006

Kapitalizmin A.Ş. ve AB'den sonra en büyük buluşu


Sevgililer, anneler, babalar, vesaire günleri. Tamamen ticari, yapay, niye kutlandığı belli olmayan günler bunlar. Radyolar, televizyonlar, gazeteler, internet mecraları satıcıların çeşitli mal ya da hizmetleri "sevililer gününe özel" yalanıyla bize pompalamaya çalışmasıyla dolu. Ama takdir etmek lazım. Bizim çocuklardan görüyorum, mülkiyet ve kıskançlık duyguları insanın doğasında var. Kapitalist düzen -ki şahsen ben de bu düzenin efendi bir parçasıyım- bunu uzun zaman önce keşfetmiş ve küçük birikimlerden büyük sermaye yaratma bazlı anonim şirket ve bankacılık gibi sistemleri geliştirerek olayı bitirmiş. Aslında bitirememiş çünkü tüketimi pompalamak lazım. AB: insani değerler işin merkezinde -bu görünen yüz- bunun altında tamamen ticari, sınai bir yeniden norm belirleyerek harcama yaptırma mantığı var. E bir de perakende piyasası var onu ne yapacağız? Bas sevgililer gününü, analar-dadılar günlerini millet harcasın. Yandaki kitabı okumadım ama işin sanırım "yalnızım, sevgilim yok" yanına hitap ediyordur. O da yan etkisi abicim bu işin, katlanıver artık.

13 Şubat 2006

Eve hırsız girdi

Ve fakat hasar, kayıp yok ucuz atlattık. Sabah (pazar) kalktım balkon sürgülü kapı ardına kadar açık, evi buz kesmiş, Ada da yatağında yok! Allah dedim hırsız girdi Ada'yı götürdü. Hemen koştum İlke'nin yanına gece Ada sapıtınca yanına almış. Defne daha erken sapıtmıştı (02:00!) ben de onun yanında yatmıştım. Yatılı bakıcı Nuran'ın kızı da bizde kalıyor, sabah erken kalkıp dersaneye giderken aceleyle balkon kapısını bir şekilde unutmuş olabilir (çünkü terliklerini de çıkarken dağınık bırakmış) diye düşünüp fazla ciddiye almadık. Akşam gelince anladık ki kapıyı açan kız değil. Gece tuvalete kalkmış birini görmüş mutfağa doğru giden, ben sanmış. Yani süper şanslıyız. 24 saat güvenlik var kameralı ama hikaye. Biz de panjurları indirmemişiz ve balkon sürgüsünü iyi kapatmamışız. İyi uyarı oldu kısacası. Çok ucuz atlattık. Güvenlik şirketini ve yönetimi ayağa kaldırdık tabi. Al birini vur ötekine. Bakalım. Aman dikkat arkadaşlar benim annemin, kardeşimin, İlke'nin ailesinin, yani herkesin evine hırsız girmişti. Biz de seriyi tamamladık. Araba anahtarı, cüzdan, cep v.s. bunları girişte, holde, salonda bırakmayın, yanınızda, yatak odası, komidin vs. bulundurun.

10 Şubat 2006

Mabede gittim, hacı oldum !


Ama her zamanki gibi Fener yine puan kaybetti. Takıma uğursuz geldiğim artık kesinlik kazandı. Ankara'da 14 senede 1 galibiyet bile göremedim. Pardon bir kez kazandık o da gazozuna Başbakanlık kupası maçında BJK'ye karşı onda da İlke'yle BJK tribünündeydim! Şükrü Saracoğlu'na bu haliye gerçekten ilk gidişimdi. İnanılmaz olmuş! 30-40 bin kişi vardı ama az görünüyordu. Ta ki maç başlayıp uğultu kulakları sağır edene kadar. Orada gerçekte rakiplerin ve hakemlerin işi çok zor. Acı gerçek: Aziz Yıldırım iyi de futboldan anlamıyor. Daum TAKTİKSİZ, zavallı, çaresiz bir adam. Hemen kovulmalı. O takıma top oynatamıyor. Başkan da tutmuş topçuları azarlamış! Aslında çok haksız da değil ama önce Daum gitsin sonra sıra başta uyurgezer Alex ve kazma Deniz-Ümit sonra hepsine gelir.

08 Şubat 2006

10 yıl oldu İlke'yi hala çok seviyorum


Buradan ilan ediyorum kardeşim. Tüm hatunlara duyurulur: Bana sulanmayın, ben İlke'yi hala çok seviyorum. İstanbul'da geçirdiğim bir hafta bunu kafama iyice kazıdı, çok özledim. 8 Şubat 1996'da Saklıkent'te Ben Harper'ı birlikte izledik ve bugün buradayız. İlkecik, seni seviyorum ve hep seveceğim. Sen kovmadıktan sonra gitmem haberin olsun ...

Kuş gribinin Türkiye'yi vurması tesadüf mü?


Bana anlatılanlar doğruysa değilmiş: Tavuklar ikiye ayrılıyor besi tavuğu ve yumurta tavuğu. Yumurta tavuğu 4-5 aylıkken yumurtlamaya başlıyor ve 90 gün sürüyor, 40 gün ara ve bir 45 gün daha yumurtluyor ortalama. Sonra YASA GEREĞİ bu tavuğun itlaf edilmesi, yem fabrikalarında yeme dönüştürülmesi gerekiyor. Yani yenilmesi, satılması YASAK. Ama başta büyük tavuk üreticileri bu tavukları çok ucuza ve büyük miktarda, canlı olarak taşraya, kasabalara, köylere satıyorlarmış. Köylü de bunları besliyor, yiyor. Aylarca steril kümes ortamlarına alışkın bu tavuklar birden köye salınınca çok çabuk hastalanıyorlarmış. Azerbaycan, İran, Irak, Suriye, Ermenistan, daha bir sürü ülkeyi pas geçti de niye Türkiye'yi vurdu bu diye düşünüyordum. Biraz da Midilli'de görüldü, o kadar. Tamam ayak oyunları, sektörü bitirme amaçları tamam da yine var bu hastalık, yok diyemeyiz ki. Bunu anlatan kişi "sektör bu hale kendi yanlışlarıyla geldi" dedi. Fazla söze gerek yok.

06 Şubat 2006

Burası Kör Agop'un meyhanesi !



İstanbul'daydım, döndüm ve ancak yazmaya başlayabildim. İstanbulla ilgili yazacak çok şey var ama ben buradan başlayayım. 60-70 yıllık bir Ermeni lokantası. Kumkapı'da. Ermeni mezeleri, balık şahane. Asıl müzik şahane çünkü adamlar ortamı kollamada, nabza göre çalmada ustalar. Merdivende çalıp, duruma göre aralara giriyorlar. İlke'nin "Tefçi Amca"sı da hala sağ ve inanılmaz "Üzgünüm Leyla" söylüyor. Dikkat edin bunlar söylerken rakıları dikip kafayı bulabilirsiniz. Fiyatlar gayet uygun. 10 yıldır garsonlar değişmedi öncesini bilmiyorum. Yeri gelmişken belirteyim balığa limon sıkmıyorlar ve sıkanlardan hoşlanmıyorlar! Aynen benim gibi :) Kör Agop ölmüş, bunlar her sene mezarına gidip rakı döküyorlar :) Ne diyeyim, gidin, görün, yiyin, için ...

02 Şubat 2006

Kadıköy'de parmak yalatan


Mekanın adı ÇİYA. İsmi biraz kıro ama (belki bir anlamı vardır) yemekler inanılmaz! Servis süper. Dikkat yavaş olun hepsine birden saldırmayın. Güneydoğu mutfağı. Kebapçısı ayrı oraya gitmedim. Şiveydiz, mumbar dolma, Antep dolma (az acılı süper), daha bir sürü çeşit var. Pırasa-kebap kıymalı bir yemek vardı adını unuttum şimdi. Sonunda tatlılara da yavaşça girişin çok leziz. Zahter çayı ikram. Fiyatlar normal. www.ciya.com.tr