So you think you can tell... heaven from hell...

31 Ocak 2006

İstanbul çalışıyor


İstanbul neden Türkiye'ye hükmediyor? Ankara, İzmir ve tüm Anadolu hep bundan şikayet eder. Cevap vereyim: Burada eşşek gibi çalışıyorlar da ondan. Tersten söyleyeyim: Özellikle İzmir ve bir parça da Ankara, insanıyla kurumlarıyla, şirketleriyle İstanbul'un yanında çok TEMBEL kalıyor. Verimsiz kalıyor. Kar yağmış her yer buz, hava güzel ama soğuk. Kargo indirenler, mal satanlar, toplantı yapanlar. Hayat tempolu burada. İzmir'de: aheste beste, olur abi hallederiz. Ankara'da: yok bu ne der, başıma bir işe gelir mi? Yani.

30 Ocak 2006

İstanbul günlük güneşlik

Kar yağdı, soğuk oldu falan tamam da bugün bendeniz, İstanbul'dan bildiriyorum. Burası günlük güneşlik arkadaşlar. AtlasJet'le geldim, fena değil. Harika, klas değil belki ama 79 YTL pazartesi sabah 8 gibi bir uçak için gayet iyi bir fiyat/ kalite yakalanmış. Üstelik 45 dakikada geldi. Yanımdaki adam iniş ve kalkışta Kuran'ı komple indirdi! Otobüs yolcusu biraz buraya kaymış gibi geldi bana diğer yolculara da bakınca. Burada büyük müşterilerle görüşeceğiz. Bakalım...

28 Ocak 2006

Brad Pitt sahibine mi benziyor?


İlke'ye teşekkürler. Fotoğraflar aslında herşeyi anlatıyor ama ben yine de söyleyeyim: köpeklerin sahiplerine bir şekilde benzedikleri geyiği insanlara uyar mı? İlke'nin gönderdiği notu Türkiye'ye uyarlarsak: allahtan brad pitt banu alkan ya da oya aydoğanla falan çıkmadı. 150 kiloluk ucube bir Aşil, Truva'da önüne geleni öldürüyor ! Öeüeeeööeee :) Maalesef, hiç hazır değil arkadaşımız .....

Onun adı Earl


My Name is Earl'ü neden sevdim? Garip bir hırsız, salak kardeşi, kaldıkları otelin hizmetçisi, eski karısı, onun kocası - kadro bu. Karmadan etkilenmiş gibi duran akıllı ama enteresan bir tip. Hafiften bir Pulp Fiction havası var. Hayatta yaptığı n tane kötülüğün listesini yapmış, ben bunları düzelteceğim diyor. İlk bölümde okulda sürekli dövüp durduğu çocuğun (şimdi kendi yaşında elbette) iyice salak biri olduğunu keşfedip tuttu ben buna bir hatun ayarlayayım dedi. Eleman da gay çıktı bu salaklar da adamın evinden KOŞARAK kaçtılar. Çok komikti. İşin güzeli komiklik olsun diye yapmıyor gibi görünebilmeleri. O zaman daha komik oluyor. NBC yeni sezon bölümlerinin siparişini vermiş bile. Tavsiye ederim. cnbc-e, salı, 20:30.

27 Ocak 2006

David Lynch


David Lynch'i www.imdb.com yıllar sonra yeniden keşfettik. Biraz oldu aslında ama bugün yazayım istedim. İzlemeyenler hemen koşup, bulup tüm filmlerini izlesinler. Uzun zamandır arşive film koymuyorduk, DL filmlerini izleyince "abi bu adamın tüm filmlerini, nesi varsa amazondan alalım" dedik. (ama daha almadık) Mulholland Drive, Lost Highway, Blue Velvet, Twin Peaks (bunun Amerika ulusal kanallarda nasıl gösterildiğini hala anlayamadım. Düşük IQ ortalaması? ) Dune, The Elephant Man, Wild at Heart. Hepsini 3'er 5'er kez izlemek lazım. Rüyalar, paradokslar, şaşırtmacalar, minnacık ama aslında kocaman detaylar, bulmacalar... Kafanız karışacak. Filmleri hemen ardından bir kez daha izlemek isteyeceksiniz. Yalnız izlemeyin. Moraliniz bozulabilir bir. Tartışacak adam(lar) lazım iki. Lost Highway'i izlerken İlke çok yorgundu, uyuyakaldı, ben de inat ettim bitirdim ama ben de bittim. Uyuyamadım, film üç gün aklımdan çıkmadı. Şimdi ikinci defa izleyeceğim günü kolluyorum. Filmleri anlayamazsanız üzülmeyin gayet normal, bir kez daha izleyin, yine olmazsa "açıklama" ya da "walkthrough" diyebileceğim özetler var imdb'de. Oraya bakarsınız.

26 Ocak 2006

İzmir hikayeleri - Çeşme Dalyan


Bu soğuk kış gününde biraz içimiz ısınsın. Güzel İzmir'in, güzel Çeşme'sinin en güzel yerlerinden biri. Dalyan. Hiçbir zaman Çeşme "sakini", gece hayatının takipçisi olmadım ama güzelliklerini görmeyecek kadar da kör değilim. Çeşme ve çevresi İstanbul tarafından işgal edilene kadar çok daha güzel bir yerdi ama hala gidilecek birçok yeri var. Favorim Dalyan. Yandaki fotoğrafın çekildiği noktada şimdi Sisus otel var. Karşı sırtta, hafiften üstü görünen sarı bina Dalyan Plaza otel, tavsiye ederim. Kocakarı plajına, kuzeye bakıyor. Dalyana gelmeden önce sağda meşhur AyaYorgi koyu var ama "beach club"ların istilasında. Denize girmek için ben Çiftlikköy'ün ötesini tavsiye ederim. Akşam yemeğinde balık isteyen meşhur Dalyan balıkçılarına gidebilir ama ben Alaçatı'da başka bir yer yazacağım. Daha sonra ....

25 Ocak 2006

İzmir'e bile kar yağdı


İki sabahtır arabanın üstünden kar temizliyorum. Allahtan Ankara'dan kalma küreme aleti, buz çözücü sprey vardı arabada. Bunları ilk defa gören komşular garip garip baktılar. (Kendileri karları sarı vileda bezle temizlemeye çalışıyorlardı:)) Bornova'nın hafif sırtlarında oturuyoruz. Aslında İzmir'in Alsancak, Karşıyaka, Üçkuyular gibi düzlükleri kar almıyor. Kızlar da kar gördü iyi oldu. Ankara'da da görmüşlerdi ama haliyle hatırlamıyorlar. Bunu da hatırlamazlar muhtemelen. Olsun. Çok soğuk, hasta olmamaya, kızları da hasta etmemeye çalışıyoruz. Kaloriferler son sürat yanıyor ama sabaka karşı çok soğuk. Ankara ve İstanbullular diyor ki şimdi "o da birşey mi". Tamam da özellikle Ankara'ya göre İzmir'in soğuğu daha vurucu, etkili. Sebep: Nem ve ayaz. İnsanın içine işliyor. İzmirin havasına güven olmaz derler. Bir de kızlarına. O konuda yorum yapmayayım ;)

23 Ocak 2006

6S acınacak halde ama hala mağrur


Cenk Güzel kardeşime teşekkürler. Yıllar önce vardı bu espri, yine göndermiş. Demek ki zaman geçiyor bunlarda hiçbir şey değişmiyor. Gelen geçen tüm yöneticiler yediler. FB stadın yarısını 12 milyona yaparken bunlar 6 milyona 4 stad makedi yaptırdılar. Şimdi diyorlar niye böyle oldu. FB Fenerium gelirlerinden büyük para kazanıyor, 6S forma alana bilet bedava kampanyası yapıyor yine de BJK maçında tribünlerin yarısı boştu. Kötü yönetim, vefasız lafta taraftar kitlesi. Teknik direktör ve futbolcuların yıllardan beri süregelen genel arsızlıkları ayrı bir gündem zaten. Mason locası gibi 6S lisesi mezunu değilsen kulübe başkan olamıyorsun. Halka sırtını dön sen, sonra niye para yok. Önce tüzüğünü değiştir. Konya'ya bir gol atınca iki yöneticiden biri kalp spazmı geçirmiş, diğeri gözyaşlarına boğulmuş. Allahtan şampiyon falan olamıyorlar hepsi gidecek kalpten. Hala mağrur durmaya çalışyorlar, bu iyiye işaret ligden düşmeyecekler demektir. Bunlar olmadan ligin tadı olmaz çünkü.

21 Ocak 2006

Karşınızda MAYMUNLAR !!!


Her geçen gün bir maskaralıkları, yeni bir sosyal meseleleriyle karşılaşıyoruz. Maymun ol komutunu öğretmiştik, şimdi bizim de yapmamızı istiyorlar. Ailecek maymun oluyoruz. Ada'nın üst iki köpek dişi çıkmıştı, şimdi alt iki çıkamıyor. Aynı anda Defne'nin üst iki köpek dişi de çıkamıyor. Huysuzluk çıkıyor onun yerine. Özellikle Defne gece uykuya dalmakta sorunlulaştı, bir İlke'yi bir beni istiyor, mızmız. Bakalım, zamanla geçer, ya sabır diyoruz. Yemek yemeleri dertli oldu hafif, ikisi de İlke'den yemek istiyor. Bakıcı - günlükçü arasında gerginlik sinyalleri var. Zamanla büyümesin diye yavaşça müdahale ediyoruz. İşte böyle.

Çok yoğundum, işler başıma yığıldı

Muhasebe fonsiyonlarının da sorumluluğu bende artık, bittim. Yani şirketin üretim harici herşeyi. Bu ciddi yoğunluk bir süre daha devam edecek gibi. En azından işleri yoluna koyana kadar. Klasik dönem arası toplantı yoğunluğu bitti en azından. Haşatımız çıktı ama iyi oldu. Özellikle eğitim yayınları kanadında zor bir yıl. Hükümet ücretsiz kitap dağıtımının politik meyvelerini yiyebilmek için ders kitabı dışında kalan tüm kitapları (soru bankası, yardımcı kaynak, roman, başvuru, sözlük, aklınıza ne gelirse) külliyen yasakladı. İş Danıştaya kadar gitti, tüm uygulamaları iptal edildi, yayıncılar kazandı, ama takan kim: Bir genelge daha patladı. Güç benim kralım, BENDEN OLMAYAN YAŞAMASIN mantığı var. İlerde daha çarpıcı örneklerle anlatacağım bunu. Konu sadece politik çıkar değil, işin içinde ciddi miktarda para meseleleri de var. Belki burada yazmasam iyi olur. Merak edene mail atarım.

18 Ocak 2006

Kitaba harcadığınız paraya acıyor musunuz?

Türkiye'de insanlar genelde acıyor ve zaten hiç para harcamıyor kitaba. Bu yazıları okuyanların en azından bir miktar kitap alıp, okuduklarını varsayıyorum ve soruyorum: acımasanız bile biraz pahalı geliyor mu kitaplar size? Cevabınız evetse birim maliyet bazında Türkiye'de kitapların diğer ülkelere göre yarı yarıya ucuz olduğunu söyleyebilirim. Kağıt, baskı, dağıtım (hepsi petrol bazlı) gibi giderler diğer ülkelere göre daha fazla olmasına rağmen. Türkiye'de kişi başına yıllık ortalama kitap harcaması 0.5 eurocent. Aslında o kadar değildir. 5 euro falandır ama Türkiye yayın pazarı %90 kayıtsız (faturasız) ve korsan olduğu için öyle görünüyor. AB ortalaması 90 euro. Kitap bir "ihtiyaç", su gibi. Türkiye'deki kültür birikimine göre ise değil. Allahtan devlet kitaptan "özel kültür vergisi" falan almaya kalkmıyor. Yaparlarsa da şaşırmam. Kitap hayat, herşey. Kitabınız bitmek üzereyken yenisini alma isteminiz oluşmalı. Hatta aynı anda birden fazla kitap okuyabilmelisiniz. Koçbank reklamda bile kullanıyor: Okumak insanın kendine yapacağı en büyük yatırımdır.

17 Ocak 2006

İzmir hikayeleri 2 - Demircili


Doğa harikası bir yer. Urla'nın güney sahiline karayolu ile gidilebilen tek nokta. Otobandan Urla'dan ayrılırsanız Urla çarşının içinden geçip Kuşçular üstünden 13 km., Karaburundan ayrılırsanız, hemen çıkıştan U yapıp Yağcılar üstünden yine 13 km. Toplam 4 koy var yan yana, fotoğraftaki yarımadanın tamamı SİT alanı eski bir yerleşim. İlke'nin dediğine göre sadece Bizans - Helenistik değil daha da eskiye giden bir yerleşim. Elbette bir sürü kaçak kazı yapılmış. Oltacılara not: Balık bol. Tesis yok. Sıfır. Sadece yol üstünde Yörük diye bir yer var. Gözleme - kahvaltı süper. Tuvalet bile yok koylarda. Mükemmel trekking rotaları var. Büyük koyun 3 km. kadar içinde hafiften bir şelale bile var. Ege'nin güney kıyısı, yani Alaçatı-Teos-Doğanbeyli-Gümüldür-Kuşadası hattının baktığı yöne, güneye bakıyor. Teke burnuyla, Sığacığın tam ortası. Mutlaka gidin, görmeden ölmeyin.

Doğalgaz kazığı


Murat Özgöktuğ kardeşime teşekkürler. Az önce Moskova'da doğalgaza ayda toplam 4.3$ ödediğini söyledi. Ben Ankara'dayken ayda ortalama 120$ ödüyordum. Bizi 30 kat kimler soyuyor? Gazprom dolayısı ile Rus hükümeti, Türkiye temsilcisi Ali Şen oturduğu yerden, Türkiye hükümeti, BOTAŞ ve daha bilumum kişi, kurum, bürokrat, siyasetçi. Kaz gibiyiz ama tüyler yolmakla bitmiyor. Kimse de yolunurken bağırmıyor, canı acımıyor, sesini çıkarmıyor. Ne yapmak lazım ben bilmiyorum. Önerisi olan varsa söylesin. Bir şekilde örgütlenmek lazım, bu böyle olmaz.

16 Ocak 2006

Organize İşler BERBAT sakın gitmeyin

İşsizlikten ve filmsizlikten bayramdan önce maalesef gitmiş bulunduk. İstanbul tanıtım filmi olarak güzel. Gece - gündüz İstanbul manzaraları. O kadar. Nokta. Hikaye yok. Var sananların zekasından, film zevkinden ciddi anlamda şüphe ederim. Temiz görüntü ve ses iyi film etmiyor. Yılmaz Erdoğan para için atmayacağı takla olmadığını ispatlamış. Altan Erkekli gibi çok yetenekli bir adam bu BKM girdabında harcanıyor bence. Ebru Akel'in oyunculuğu o kadar kötü ki. İclal Aydın'ın ne işi var restoran sahibi rolünde 30 sn. zaten sevemedim, iyice sinir oldum. Organize ol, lider ol, soyulma, soy ! Budur filmin hikayesi arkadaşlar. Tam sopalıklar.

İzmir hikayeleri 1 - Çandarlı



Bayram tatili bitti. Her gün farklı bir yere giderek geçirdik. İlk pazar-pazartesi bir dostumuzun daveti üzerine Çandarlı'ya gittik. Zeytin, her taraf zeytin. Eski ismi Pitane. Denizi pek bizi cezbetmedi ama hem içinde hem çevresinde çok güzel yürüyüş, tırmanış bölgeleri var. Yarımada turu güzel. Biz turlarken denizde oynayan yunuslar gördük. Çok güzeldi. İzmir'e 85 km. Foça ya da Bergama'yla birlikte de gidilebilir. İzmir - Çanakkale yolundan saptıktan sonra Bakırçay havzasının güzellikleri de görmeye değer. Yazın güneş direk denize battığı için günbatımı meşhur. Kıyı yolundan Dikili'ye gidemedim, bir dahaki sefere. Günübirlik yeni rota arayanlara. İyi deniz garantisi yok.

07 Ocak 2006

Hamur beyinlere birebir: SUDOKU


Bazen aptallaştığımı hissediyorum. Kafam sanki çalışamıyor. Çalışabilir durumda ama birşeyler duraklatıyor gibi. Hep benzer konularla, dokümanlarla, işlerle, kişilerle muhatap olup, evde kızlarla haşatım çıkınca bir saatten sonra ya DVD, TV ikilemine dal ya kitap oku ya da dışarı çık v.s. Bunların hiçbiri insana farklı ve çeşitli beyin aktivitesi yaptırmıyor. Ama Sudoku yaptırıyor. Yandaki gibi değil elbette, zor olanlar. Oldukça zor olanlar. Türkiye bu konuda çok kısır. Avrupa, Amerikada binlerce Sudoku kitabı var, Sudoku bitiyor Kakuro geliyor. Biz de yayınevinde çocuklardan, gençlerden başlayıp Sudoku kitaplarına giriyoruz. Bayramdan sonra çıkacak. İlgilenenler kitaplar çıkıp, çeşitlenene kadar sağdaki bağlantı, diğer siteler ve gazete/dergi Sudoku'ları ile idare edebilir. Ya da amazondan kitapları yığabilir. Şiddetle tavsiye ederim. İnsan kendini iyi hissediyor.

06 Ocak 2006

Korsan yayının kaynağı


Türkiye'nin en köklü (40 yıllık) yayınevlerinden Bilgi Yayınevi'nin korsan kitap bastığı iddia edildi. Yayınevi 1970'lerin başından itibaren Attila İlhan'ın kitaplarını basmaya başladı. Attila İlhan, 2001'de Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'na (İş Kültür) geçti. Ve yazarın kitapları o tarihten sonra yeni yayınevinde basılmaya başlandı. Toplam 51 kitabı bulunan yazar tüm yayın haklarını İş Kültür'e devretti. İlhan'ın kitaplarının Bilgi tarafından korsan olarak basıldığını öğrenen İş Kültür, avukatları kanalıyla yasal işlem başlattı. Korsan yayınların üzerine başka kitaplara ait bandrolleri yapıştırdığı iddia edilen yayınevine dün saat 15.00 civarında baskın yapıldı. Türkiye'de yasal statüye sahip bir yayınevine düzenlenen ilk korsan baskını sırasında, Bilgi'nin deposunda bandrollü ve bandrolsüz olmak üzere Attila İlhan'a ait 15 bin kitap ele geçirildi. İş Kültür Yayınları, Bilgi Yayınevi aleyhine dava açacağını açıkladı. Yayınevi sahiplerini 6 yıla kadar hapis cezası ve yüklü miktarda para cezası bekliyor. Bu arada Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, kitabevleri ve dağıtımcıların ellerindeki Attila İlhan kitaplarını da toplamak için harekete geçti. Sade vatandaş da sanıyor ki sokakta yerde satılan korsan kitabı böyle gizli odalarda kanunsuz şebekeler falan yapıyor. Allahaşkına kim o kitabı dizecek, kim filmini, kalıbını alacak, basacak dağıtacak. Yayınevlerinin bizzat kendisi yazara telif, dağıtımcıya-kitabevine % 40-50 kar vermemek için yapıyor bunu. Konu biraz farklı olsa da alın işte kanıtı da burada. Korsan almayın, aldırmayın.

Sattın da paralar nereye gitti, gidiyor, gidecek?

Telekom, Telsim, Star medya, Tüpraş (hoş satılamadı, yargıdan döndü ama) daha bir sürü yer, şey, şirket ve kurum satıldı. Paralar nerede? Bakan diyordu ki "satarım kardeşim", "parayı veren düdüğü çalar". Haklıydı ben olsam ben de satardım. Hatta daha da fazlasını satarım. Belki devletin bizzat kendisini bile olduğu gibi özelleştirirdim ama en azından dış borcu kapatırdım. İç borçları da hiç ödemeyebilirdim zaten, sömürdüklerine saysınlar. Türkiye'den çok daha kötü durumda olan Arjantin ve Brezilya borçları kapattı. Diyorlar ki "onların kararı siyasi". Yani şu: Onlar yarı sosyalist, toplumcu politikaları benimsiyorlar, halklarının refahını ön planda tutuyorlar, Türkiye'de buna gerek yok. Neden? Halk koyun, güdülmekten hoşlanıyor da ondan. En borçlu ülke Türkiye ama yabancı sermayenin de ilgisi en çok Türkiye üzerinde. Allah allah size biraz garip gelmiyor mu?
"Hiçbir ülkenin, başka ülkelerin yardımıyla kalkındığı, refaha ulaştığı görülmemiştir. Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir." M.Kemal Atatürk

05 Ocak 2006

İzmir'de yine yağmur yağıyor


14 yıl Ankara'dan sonra İzmir'in yağmurlarına alışamadım. Bıraktığımda bu kadar yağıyor muydu? Sürekli değil ama çok sık yağıyor, çocuklar dışarı çıkamıyor, hava kapalı olunca insanın psikolojisi bozuluyor v.s. Bilenler bilir İzmir'in çevresi çok güzeldir. Güzel deniz istiyorsan Alaçatı-Çeşme-Foça, dağ havası istersen Manisa, Yamanlar, Nif, Efemçukuru tarafları. Mandalina bahçeleri için Seferihisar, Gümüldür. Efes, Teos, Metropolis ve daha nicesi. El değmemiş yerler istersen güney Urla, Karaburun'un batı köyleri. Hepsinde iklimin etkisi vardır. İzmir henüz istediği sanayi ve ticaret atılımını yapamamış durumda. Yıllardır aynı yatırımlarla gidiyor. Ama özellikle son dönemde ekotarım başta olmak üzere İzmir ciddi çekim alanı olmaya başladı. Universiade'ın etkisi var, verimli tarım alanlarının bolluğunun, limanın, birçok etken var elbet. Dış turizmden pay almak için bu sektörün yeni birçok yatırıma ihtiyacı var. Antalya'nın düz Belek kumluklarına neler yapıldı, İzmir'deki çeşitlilik atıl duruyor. İzmir'in İstanbul'a göre "köy" olma durumuysa bambaşka bir konu, daha sonraya bırakayım.

04 Ocak 2006

Octavian ve Mustafa Kemal

Ya da Augustus ve Atatürk. İlke'nin bir hocası (Julian Bennett) bu benzerlikle ilgileniyordu. İkisi de kurulu düzeni yıkarak başka bir yönetim biçimini benimsemişler ama önemli bir farkla: Octavian cumhuriyeti yıkıyor imparator oluyor, M.Kemal padişahlığı yıkıyor cumhurbaşkanı oluyor. İkisi de çok zeki, iyi askerler, karizma sağlam. İkisi de yeni düzende yeni isimler alıyorlar. Augustus ve Atatürk. İkisi de ciddi bir bayındırlık hamlesi yapıyorlar. Binalar, yollar, köprüler. Daha bir sürü detay var. Arada 1900 küsür yıl var ve soru şu: Acaba Atatürk bir şekilde Augustus'tan esinlenmiş miydi? Rome'u bu perspektiften izlemeye çalışıyorum ama daha Sezar hayatta ve başı yenice belaya girmek üzere. Muazzam bir prodüksiyon. Geçen gün kamera arkasını verdiler: Çok büyük emek ve para yatırmışlar. Roma'yı kurmuşlar cidden. Efekt sayısı çok fazla değil, görülen şeylerin çoğu gerçekten var. Daha sonra o seti, kostümleri ne yapacaklar acaba? Aşırı detaya boğulmadan, uyumlu birr havada rahat izleniyor. Kaçırmayın: cnbc-e pazar 22:00.

Daha iyiler


İyi doktorlara hayranım. Böyle bir işi "iş" gibi yapabilmek çok ciddi bir karakter, profesyonellik, sabır ve daha birçok şey istiyor. Hele bir de antibiyotik karşıtıysa süper. Nihayet İzmir'de öyle birine denk geldik. Hastane de güzel. Hemen toparlandılar. Bir iki burun akıntısı, gece öksürük var ama çok daha iyiler. Bu fotoğraf Ekim 2005 bu arada. Saçları çok uzadı, neredeyse tek tokayla toplanacak. Çok "girlish" bir cümle oldu! Konuşma denemeleri hat safhada. Defne yatağa yatınca bile konuşmaya çalışıyor. Sorun şu: Ada hala Defne'ye Ada diyor. Hatta bazen Defne bile kendine Ada diyor. Hep güzellikle düzeltiyoruz ama gelişmeler çok az. Bu yaşta psikiyatriste götürecem çocukları!

03 Ocak 2006

Nihayet seyrettim

Duvara Karşı'ya karşı bir önyargım vardı: "Almancılardan iyi iş çıkmaz". Genelde AlmanTürk'lere karşı önyargılıyız. Sevmemek öğretilmiş. Birçok şey gibi bununla da barışmamız lazım. Sağlam bir hikaye, süper oyunculuklar, saçma AlmanTürk ve Türk evlilik/namus gelenekleriyle ustaca yoğrulmuş. İzlemeyenler hemen izlesin derim. Birol Ünel tek kelimeyle inanılmaz. Yönetmen vermek istediği her şeyi usturuplu, güzelce yerine oturtmuş. Sonu da aynı şekilde yerli yerinde.

02 Ocak 2006

Amorti Bile Yok!

Genelde şanssız biri olduğumu düşünürüm. Bu başlık da tam ona göre oldu. Yılbaşında bilet almamak lazım aslında hiç. İnsanın yılın ilk günü morali bozuluyor. Kızlar hastaydı. Yılbaşını fişek atanlar, havaya sıkanlar yüzünden uyanan ve ağlayan kızları geri uyutmaya çalışarak geçirdik. Bütün bir yıl sürüneceğiz demektir! Hala hastalar. Burunları akıyor, öksürük var Defne'de, ateş yok. Ada bu sabah daha iyi gibiydi ama gece hiç uyumadı. Bakıcıyı direk reddettiler iş bize kaldı. Yatılı bakıcı var işe yaramıyor. Yarıyor da biz varken ona gitmiyorlar. Bu hikaye çok uzun başka zaman girerim. Bugün doktora gideceğiz. Bakalım...