So you think you can tell... heaven from hell...

26 Nisan 2006

Fener düşmanı federasyonun manyakça raporunun tam metni: ALLAHINDAN BUL ULUSOY!

22 Nisan 2006 tarihinde oynanan Fenerbahçe – Galatasaray A.Ş. müsabakası başlamadan önce; Galatasaraylı sporcuların sahayı gezmeye çıktıklarında numaralı tribün sağ tarafındaki (Telsim) açık tribünden üzerindeki harfleri siyah-beyaz ve sarı-kırmızı renklerden oluşan “Köpekliğin kardeşliği havlayıncaya kadardır” yazılı pankart asıldığı, bu pankartın müsabaka boyunca kullanıldığı; müsabakanın 72. dakikasında kapalı tribün sağ tarafındaki açık tribünden (Telsim açık Tribünü) “g….den s…..mi” yazılı pankart çıkartıldığı, yaklaşık 4 dakika sonra kaldırıldığı; müsabakanın 73. dakikasında maraton tribününden “sizden nefret ediyoruz” yazılı pankart çıkartıldığı ve yaklaşık 8-10 dakika sonra kaldırıldığı;Müsabakadan önce Galatasaray sporcularının sahayı gezmeye çıktıklarında, tünelden her çıkışta ve girişte, maraton tribünündeki seyirciler, Galatasaraylı sporcuların üzerine kalem pil, 1 adet pet cola şişesi, 21 adet ses bombası, yoğun olarak bozuk para ve çakmak attıkları, müsabaka öncesi Galatasaray kalecisinin ısınmak için sahaya çıktığında maraton tribününden üzerine 2 adet pet su şişesi atıldığı; müsabaka öncesi ısınmak için sahada bulunan Galatasaray sporcularının kendi seyircilerini selamlarken, üzerlerine numaralı tribünden 3 adet pet su şişesi, numaralı tribün ve numaralı tribün sağ tarafındaki açık tribünden (Telsim tribünü) yaklaşık 10’a yakın elma, armut meyveleri atıldığı; yine müsabakadan önce Galatasaraylı futbolcular ısınma hareketlerini yapıp soyunma odasına dönerken maraton tribününden üzerlerine 2 adet ses bombası ve yoğun olarak para, çakmak attıkları, müsabaka için takımlar sahaya çıkarken, maraton tribününün her iki açık tribün ile birleştikleri noktanın üstünden saha içerisine konfeti atıldığı, rüzgârın etkisiyle Migros tarafından atılan konfetilerin sahayı kirlettiği, ayrıca yine Galatasaray takımı müsabakaya çıkarken kendilerine maraton tribünlerinde oturan Fenerbahçeli taraftarların 4 adet pil, 3 adet çakmak, 4 içi dolu pet ayran, 10’a yakın içi su dolu pet bardak ve içi yarı dolu büyük boy 2 adet bira kutusu fırlattığı, fırlatılan cisimlerin polis kalkanları sayesinde kimseye isabet etmediği ve atletizm pistine düştüğü, müsabakanın 2. dakikasında kapalı tribünün sol tarafındaki açık tribünden (Migros Tribünü) Galatasaray kalecisinin üzerine 1 adet pet su şişesi atıldığı; müsabakanın 4. dakikasında kapalı tribün sağ tarafındaki açık tribünden (Telsim tribünü) Galatasaraylı futbolcu Necati’nin üzerine 2 adet pet su şişesi atıldığı, müsabakanın 12. dakikasındaki Fenerbahçe’nin 1. golünden sonra maraton tribünde (Telsim tribünü) 3 adet bengal ateşi yakıldığı, müsabakanın 20. dakikasındaki Fenerbahçe’nin 2. golünden sonra maraton tribününden 4 adet Migros açık tribünden 3 adet bengal ateşi yakıldığı, numaralı tribünde 1 adet lacivert duman çıkartan sis bombası kullandıkları, 2. devrenin başında seyircilerini selamlamaya gelen Galatasaraylı sporcuların üzerine Telsim açık tribününden 3 adet pet su şişesi atıldığı, 2 . devrenin başlamasıyla 45. dakikada maraton tribünden 3 adet bengal ateşi yakıldığı, müsabakanın 47. dakikasında numaralı tribünden müsabakanın 1. yardımcı hakemin üzerine 1 adet pet su şişesi atıldığı, 57. dakikada maraton ve Migros açık tribünlerinden 2. yardımcı hakemin üzerine 1’er adet pet su şişesi atıldığı, 59. dakikasında maraton tribünden 1 adet bengal ateşi yakıldığı, 62. dakikada korner atışı yapan Galatasaray’lı sporcunun üzerine Migros açık tribününden 1 adet pet su şişesi atıldığı, 69 dakikada Galatasaraylı sporcuların üzerine Migros açık tribününden 1 adet pet su şişesi atıldığı, 70 dakikada Fenerbahçe’nin 3. golünden sonra Maraton tribünde 11, Migros açık tribünde 3, Telsim açık tribününde 4 adet bengal ateşi yakıldığı, 78 dakikada Fenerbahçe’nin 4 golünden sonra Maraton tribününde 3, Telsim açık tribünde 2 adet bengal ateşi yakıldığı, müsabakanın 90. dakikasında maraton tribünde 2 adet bengal ateşi yakıldığı, müsabaka bittikten ve sporcular içeriye girmeden önce maraton tribününde 3 adet bengal ateşi yakıldığı; ayrıca müsabaka öncesi sahayı gezmeye çıkan Galatasaray sporcusuna dönük olarak tüm Fenerbahçe tribünlerinden 2 kez " Avrupa fatihi imiş Galatasaray, Galatasaraylıymış bütün oğlanlar, Göklerde yıldız gönüllerde ay, Ananı s...... Galatasaray; 3 kez "hepiniz o...... çocuğusunuz" diyerek tezahürattabulundukları, müsabaka öncesi ısınmak için sahaya çıkan Galatasaray sporcularına maraton tribününden süreklilik arz etmeyecek şekilde Ananın a....... Galatasaray diyerek tezahüratta bulundukları müsabakanın devre arasında maraton ve açık tribününden 2 kez "Avrupa fatihi imiş Galatasaray, Galatasaraylıymış bütün oğlanlar, Göklerde yıldız gönüllerde ay, Ananı s...... Galatasaray diyerek tezahüratta bulundukları; Fenerbahçenin 12, 20, 70, 78 dakikalarında attıkları gollerden sonra 3 kez “i.... Cimbom, olamazsın Şampiyon” diyerek tezahüratta bulundukları Fenerbahçenin 3. golünden sonra numaralı tribünden 2. kez, sallasana sallasa mendilini Adnan Polat göndersene p...... diyerek tezahüratta bulundukları 83. dakikada tüm Fenerbahçe tribünlerinin 4. kez Fenerbahçe Cimbomla d...... geçiyor diyerek tezahüratta bulundukları müsabakanın 85. dakikasından önce Migros açık tribünün tamamının kendi söylemek üzere daha sonra nakaratları sırasıyla Maraton tribünü Telsim tribünü ve numaralı tribünlere söyletmek üzere 4 kez bir baba hindi eyvallah, arabaya bindi eyvallah arabadan indi eyvallah, cimboma bindi eyvallah slogan attıkları; Müsabakada anons sisteminin Fenerbahçe’nin attığı goller sonrasında takımınız lehine kullandığı ve müsabakanın bitmesinden sonra 5 ve 10 numaralar yazan yeşil yelekli iki stad görevlisi tarafından saha ortasına hindi getirildiği ve sahaya inen bir Fenerbahçe taraftarının bu hindiyi eline alarak tüm tribünlere anons ederek "birbaba hindi eyvallah, arabaya bindi eyvallah, arabadan indi eyvallah, cimboma bindi" sloganı attıkları, futbolcuların saha içersine yeniden dönmeleri sırasında Migros ve numaralı tribünlerden birer bengal ateşi yakıldığı; Ayrıca yine müsabaka bitiminde Galatasaraylı futbolcular soyunma odasına giderken körük girişinde özel güvenlik personeli ile Galatasaraylı futbolculardan Hasan Şaş’ın birbirlerini ittikleri, bu kargaşa sonucu özel güvenlik elemanı Nufer Bülbül’ün Galatasaray futbolcusu Hasan Şaş’a yumruk savurduğu ve savrulan yumruk Hasan Şaş’a tam isabet etmediği; temsilciler raporlarında belirtildiğinden kulübünüzün konu ile ilgili savunmasının üç gün içinde Profesyonel Futbol Disiplin kuruluna göndermeniz gerektiği aksi takdirde savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağını bilgilenize arzederim.
Talay ŞENOL
Türkiye Futbol Federasyonu
Prof. Fut. Dis. Krl. Bşk
25.04.2006

24 Nisan 2006

Hindileri gönderiver en babasından


Sesimiz kısıldı ama gülmekten, bağırmaktan değil. 4. golden önce 35 pas yapmışız. Ayıp yahu, bir takımın bu kadar onuruyla oynanır mı? 7,8,10 olurdu da direkler izin vermedi ve bizimkiler de fazla kendilerini zorlamadı. Bu maç şunları gösterdi: Daum isterse takımı koç gibi oynatıyor ama kafası gidip geldiği için bu kadar zor geçiyor yarış. GS'nin bu kadar puanı nasıl, ne zaman, kimle aldığı iyice soru işareti oldu. Hala şampiyon olabilirler ve fakat benim umurumda bile değil. Eğer olurlarsa sebebi bu ikisidir. O yüzden rahatım.

20 Nisan 2006

Laiklik mi, ne laikliği?

Laik bir devlette devletin mezhebi olmaz. Bırakın mezhebi resmi dini de olmaz. Hepimiz müslüman doğuyoruz. Niye? (AB de buna çok karşı bu arada ama o da hastalıklı Hristiyan bağnazlığı yüzünden. Al birini vur öbürüne!) Bizim devletimiz sünni müslümandır. Aksini savunan varsa beri gelsin. Gerek alevilere gerekse gayri müslimlere gösterilen muamele "anormal"dir. Ders kitaplarında aleviliğin yer almaması sadece küçük bir dışavurum. Bırakın devleti, toplumda da bu var. Alevilere kız vermeye vermeye onları da kendine benzetmiş sünniler, onlar da "dışarı" kız vermiyor. Bu en basit örneği. Alevilerin paylaşımcı, yardımlaşmacı kimliğini "mum söndü" muhabbeti gibi aşşağılık bir biçimde alaya alınır. Maalesef. Acı ama gerçek. Tanıdığınız alevilere sorun bakalım mezheplerini bağırarak söyleyebiliyorlar mı? Fısıldıyorlar, hatta birbirlerine bile zorla söylüyorlar. Sanki yasaklı, gizli bir örgütlermiş gibi. Ali'yi, Hasan- Hüseyin'i öldüren zihniyet hala capcanlı arkadaşlar. Bilmeyenler için söyleyeyim. Aleviler Hz.Muhammedi de gayet severler bu bir. İkincisi Hz.Ali (Hz.Ayşe'den sonra, o da sayılmaz eşi tabi ne diyecek yok ben almıyım mı diyecek) ikinci müslüman kişi, Hz. Muhammed'in amcasının oğlu ve de damadıdır. Peki neden halifelik meselesinde sona kalmış, öldürülmüş, yetmemiş oğulları, peygamberin torunları da öldürülmüştür? En azından bunun farkına varalım. Gayrimüslümlerin durumuysa zaten hepten içler acısı. Cinsel problemli toplumun ilk aklına gelen "sünnetsizlik" oluyor. Hatta "evlendi, sünnet oldu" muhabbetleri hala nasıl da haber oluyor, yankı buluyor. Askerlikleri ayrı bir bela. Kendi içlerine kıstırılmışlar. İzmir gibi bir iki "zihni nispeten açık" illerde ancak yaşayabiliyorlar. Yozgatta ne yaparlardı, hiç düşündünüz mü? Bu arada ben de teknik olarak sünni bir müslümanım. Sünniliğin ne demek olduğunu bile bilmiyorum. Umurumda da değil. Bu kadar üstlerine gidilmeseydi alevilik de umurumda olmazdı. Sordum öğrendim. Adamlar savaşsız, kansız, efendice yaşayıp gidiyorlar. Ne istiyorsunuz?

19 Nisan 2006

Deniz mevsimini açtım

Pazar günü Güneşköy'e (Teos) gittik. Tek kelimeyle her şey harikaydı. Hava çok güzeldi. Gaza geldik Cem kardeşimle mayoları giydik, cümbür cemaat plaja. Denize ayağımı sokmamla felç olmam bir oldu. Su normalde de soğuktur bir de bu mevsim bizzat buz olmuş. O sırada güneşlenen iki kadın (yaşlar 45-50) ayağa kalktılar, normal bir şekilde denize girip yüzmeye başladılar. Karizma silindi tabi direk. Gaz ortamı doğdu hemen "yok koca kadınlar giriyo da siz giremiyorsunuz v.s." diye. Aman dedim abi bunlar şimdi sittinsene konuşur biz en iyisi girelim. Cem zıpladı suya ben yine giremedim. Çok soğuktu! Allah dedim iyice sakız olduk şimdi, bir gaz daha, atladım suya sonunda. Üç beş kulaç attım ayaklarımı hissetmiyorum. Hemen dışarı çıktım dedim tamam bu kadar yeter size. Defne ve Ada suda nasıl oynadılar, kumlarda koştular, çok eğlendiler. Akşam da üstüne Yakamoz'da iki tane baba levreği güzel Efe'ye götürdük ayıptır söylemesi. İyi final oldu. Böylelikle 16 Nisan'da deniz mevsimini açmış oldum: vatana millete hayırlı olsun!

15 Nisan 2006

Vendetta'nın V'si

V'yi anladım, tesadüfen kahraman, sevgiyle dolan yüreğini koyacak yer bulamıyor, mutant olmuş, yarı intikam yarı yeni ve adil düzen peşinde. Yıkılmış emperyalist düzenin kaotik ortamında Hitlervari amcalar İngiltere'ye hükmediyor. 0'ı da anladık. Ben, biz hepimiz, çoğumuz: İçi boş hikayeden insanlar haline getirilmişiz. Düşünmüyor, işe yarar hiçbir hareket etmiyor, bize kakalanan kadarını biliyor, yapıyor, çalışıyor, isyan etmiyor, yanlış giden şeyleri söylemiyor, fark etmiyor önemsemiyoruz. Sonra da başa gelen her kimse ondan şikayet ediyoruz: "Aynaya bakmanızı öneririm" Wachoswki biraderlerin grafik romandan uyarlama senaryosu, yönetmen, V- Hugo Weaving ve Evey - Natalie Portman karşılıklı döktürüyorlar. Polis şefi Finch - Stephen Rea da inanılmaz gerçekçi oynuyor. Hafif Matrix havası da var elbet. Bir daha izlemek lazım mutlaka. Son bölümdeki hepimiz kardeşiz gazlaması olmasa daha iyi olurmuş ama naapalım. Matrix gibi bir filmin son sahnesinde de Neo süpermen olmuş, güzelim filmin de finali kırooğlukıro hale gelmişti. Ne yapalım. Kimse kusursuz değil.

11 Nisan 2006

Güzel insan: Fehmi Çam

Bu fotoğraf çekildikten üç gün sonra babam felç oldu ve yaklaşık 6 ay sonra da aramızdan ayrıldı. 27 Mart 2005'te annem haberi verince hem çok üzülmüş hem de onun için sevinmiştim. Babamı tanıyanlar bilir, şişman, 100 kilo civarında biriydi. Öldüğünde 45 kiloydu. Bitmişti. Yerin 2 metre dibine naaşı ben -kolaylıkla- indirdim. Çabuk ölmek iyi birşey. Neyse, acısının sona ermesi fikri beni rahatlatmıştı. Hala da teselli oluyor. Ama yine de onu çok özlüyorum. Ailemin içinde en iyi anlaştığım kişiydi. Yalnız kaldım bu anlamda. İyi bir baba, avukat, çok güzel bir insandı. Geçen gün mezarına gittik hep beraber. Bir yıl olmuştu. Kardeşimin de bizimkilerden 4 ay büyük bir oğlu var. Hepsi oyun, şamata derken kaynadı gitti hüzün. İyi de oldu. Dedim ki kendi kendime: Sinan üzülme, bu fotoğraf, senin ailen, mezar başı şamata babana verebileceğin en büyük armağandı. En azından bunu görerek, bilerek gitti. Beterin beteri var, ne iyi insanlar bunu bile göremeden gidiyor. İşte böyle ....

Yine manyak gibi çalışıyoruz, iptal durumdayız ...

İşler yoğunlaştı, yayın sektöründe Nisan hep böyle abi bir de bizim bir sürü ekstra gündemimiz binince şiştim. Sanırım Haziran ortasına kadar bu böyle gidecek. İstanbul'a gidip oraları bir turlamam lazım ama maalesef vakit ayıramadım. Haftaya belki gidebilirim. En azından 2-3 gün hızlı turlarla işleri toparlarım. Arkadaşlar İzmir'e bahar geldi geçiyor, yaza doğru gidiyoruz. Nisan sonu Mayıs başı denize girmeyi planlıyorum. Kızlar bu duruma en çok sevinenler haliyle, zamanlarının çoğunu dışarda geçirmeye başladılar. Defne geçen gün bir erkek ismi zikrediverdi pat diye alakasız. Ulan nooluyo dedim sordum parktan arkadaş edinmiş kendine. Oha dedim daha dakka iki gol 2. Nasıl olcak bu iş büyüyünce? Çok sakat işler maalesef zor baba mı olcak yoksa şeker baba mı ya da iki arada bir yerlerde duruma göre mi? Neyse kasmayalım olunca düşünürüz.

06 Nisan 2006

Şike ille de parayla yapılmaz (ya da bütün paralar şikeye gitti)


1. Gençlerbirliği maçında Galatasaray, ilki tartışmaya açık iki penaltı kazandı. Necati iki golü de aynı köşeden gol yaptı. Kalecinin penaltı anındaki işareti büyük tartışma doğurdu.
2. Kaleci Gökhan: Yanıltmak için yaptım (?) Galatasaray'ın parası yok ki bana versin. GS şampiyonluğa gidiyor, leke sürmeyin!
3. Diyarbakırspor deplasmanda kendisinden çok daha güçlü ve üst sıralarda olan Vestel Manisaspor'u ilk yarıda attığı gollerle 3-0 yendi. V.Manisaspor'un sahaya as takımla çıkmaması, çıkanların da ağır hareketlerle oynaması tartışma konusu oldu.
4. Bu haftasonu Diyarbakır'da oynanması gereken Diyarbakırspor- Galatasaray maçı, saha kapatma cezası nedeniyle İzmir'e alındı.
Bu ülkede herşeye inanırım ya da hiçbir şeye inanmam arkadaş. Bu ne ya? Diyarbakır'da olaylar oluyor aman futbolla uyutalım diye Manisa'da olana bak. Fakir, fukara GS'nin yaptığına bak. İsterse para vermemiş olsun, adam fanatik GS taraftarı gibi konuşuyor. Acıyarak yapmış da olabilir. Sadece GS'yi sevdiği ve/ veya FB'den nefret ettiği için olabilir. Yapmışsın işte. Ama en önemli haber sonuncusu: Haluk Ulusoy ve şürekasının GS aşkı, Kürt sorununun önüne geçti abi. Olay budur.
Not. Tüm bunlar son 3-4 günde oldu. Şaka gibi.

03 Nisan 2006

Bizim hikayemiz - TEOS

İşte bu doğa harikası bölgeye Çeşme otobanından Seferihisar sapağından ayrılıp Seferihisar kavşaktan sağa dönünce 7 km sonra ulaşabilirsiniz. Orası Sığacık. Eski bir kale içinde şirin bir köy, doğal bir liman. Balıkçılardan balığınızı tedarik edin. Şerif'ten alın, pahalı ama iyi balık satar. Selam söyleyin bizden. 2 km. daha gidin Akkum tüm bu manzarayla karşınızda. Orada Yakamoz'a gidin. Selamımızı söyleyin. Balıkla beraber rakının dibine vurun. Günbatımını kaçırmadan ama. Sonra gidin çevredeki otel pansiyonlardan birinde kalın (bize gelmeyin yer yok :) Sabah kalkın hemen dibinizdeki Teos'u, limanını dolaşın. Sonra rüzgarın yönüne göre (genelde poyraz eser, karadan) ister Akkum isterseniz Güneşköy'ün 4 koyundan birinde buz gibi sulara kendinizi bırakın. Öğlen yemeği için Sığacığa geri dönün ve Şah gözlemede süper lezeetli türlü türlü gözlemelere yumulun. Öğleden sonra girmediğiniz bir koya fırlayın ya da Akkum'a gidip sörf yapın. Akşam aynı tarife, macera aramayın. Ertesi sabah tekne turuna çıkın ve arabayla gidilemeyen Türkiye'nin en ücra koylarını keşfedin, v.s.v.s.v.s .........